Hamsiköy’ün Sofrasında Buluşmak: Doğanın Kalbinde Bir Gastronomi Ritüeli
Begoviçsel’in en bilinen fakat bambaşka hissettiren rotası… Karadeniz’in kültürel hafızasını, turizmi, gastronomi mirasını yaşadığımız bir etkinliğin yansımaları… Gastro Travel Maçka, Sümela’nın Gölgesinde.
Hafta sonu Maçka’nın yükseklerinde, Hamsiköy’ün sisle dans eden vadilerinde bambaşka bir sofraya oturduk. Doğanın kendi ritmini duyabildiğiniz, her başınızı çevirdiğinizde karın o huzurlu görüntüsünün, çıtır çıtır yanan ateşin, rüzgârın bile eşlik ettiği o atmosferde; alanlarında başarılı profesör doktorlar, ünlü şefler, turizmciler, seyahat yazarları, basın mensupları, ve otelciler aynı masanın etrafında toplandık. Farklı disiplinlerden gelen insanların tek bir ortak paydada buluştuğu o an, aslında bir gastronomi etkinliğinden çok daha fazlasıydı: bir paylaşım ritüeliydi.
Hamsiköy’ün doğası, sofraya oturmadan önce bile insanı doyuran bir zenginlik sunar. Çam kokusunun ardından yükselen taze süt kokusu, dağların serinliğiyle birleşen yerel lezzetler, toprağın cömertliğini hatırlatan tatlar… Her lokma bölgenin hafızasından bir parça taşır.
Burada yerel halk günün ilk ışıklarıyla ayaklanır. Güneşe şöyle bakar, Vasilegon’a bir selam çakar. Hala Vasilegon’da bir yerlerde ataların ruhlarının yaşanmışlıkları bugün oraya bakılarak anlatılır. Anneannelerin güçlü hafızasının mirası; toprağın gücü, yaylanın çimeninin, lifor çiçeklerinin eşsiz kokusudur. Bedeni için, kahvaltısı için ya da sütlacı için Boncuk ineğinin yanına koşar. Okşar onu, sever, teşekkür eder, onu da çimenlere doğru salar. Bu yolculuğun sıcaklığı Hamsiköy’e doğru yola koyulan tüm yüreklere yerleşir, hissettirir.
İşte bu eşsiz yürekler ile etkinlik boyunca yalnızca yemekleri tatmadık; aynı zamanda hikayeleri, deneyimleri, bakış açılarını paylaştık. Bir şefin tabağa yansıttığı sezgiyle bir seyahat yazarının kelimelere döktüğü yolculuk hissi aynı sofrada buluştu. Doktorların sağlıklı yaşam üzerine sohbetleri, turizmcilerin bölgenin potansiyeline dair heyecanı, basın mensuplarının gözlem gücü… Hamsiköy bu birleşimle birlikte daha da parladı, suyu daha coşkulu aktı, karına rüzgarına karıştırdı. Bereketle, neşeyle…
Sofraları özel kılan bu yolculukta şeflerin hazırladığı yöresel lezzetlerdi… Tuzda alabalığın ateşle buluştuğu o an, sanki eski bir Karadeniz efsanesinin yeniden canlanışı gibiydi. Balığın tuzdan kırılarak açılması, içinden çıkan buğunun dağların nefesiyle birleşmesi… O an sofrada sadece bir yemek değil, doğanın kendi armağanı açığa çıkıyordu.
Mısır ekmeği, Hamsiköy’ün kadim bereketinin simgesi gibiydi. Her dilim, toprağın sabrını, emeğin ritmini taşıyordu. Şeflerin modern dokunuşlarıyla birleşen bu geleneksel tat, sofrada hem geçmişi hem bugünü aynı anda hissettirdi.
Sofraya bir başka efsane daha eşlik etti: Maçka’nın kokulu üzümü, yöredeki adıyla İsabella. Mor kabuğunun ardında sakladığı yoğun koku, sanki dağ perilerinin nefesi gibi sofraya yayıldı. Katkısız, saf ve kendine özgü aromasıyla bu üzüm, bölgenin kadim bereketinin yaşayan bir hatırasıydı. Her tanesi, toprağın derinliklerinden gelen bir hikâye taşıyordu, kadının gücünü, emeğini… Sofrada dolaşan o mor koku, adeta eski bir mitin yeniden anlatımıydı: Dağların gölgesinde olgunlaşan, rüzgârın şarkısıyla tatlanan bir bereket meyvesi.
Ve elbette Hamsiköy sütlacı… Yüzyıllardır bu toprakların hafızasında yer eden, dağların serinliğini ve köyün sıcaklığını aynı kaşıkta buluşturan o tatlı. Sanki sofranın sonunda bir tatlı değil, bir kutsama sunuluyordu. Sütlacın üzerindeki hafif karamelize dokunuş, güneşin dağların ardına inerken bıraktığı son ışık gibiydi.
Bu keyifli buluşma Maçka’nın, güzelliklerini sunmakla kalmadı; sıcacık, tüm muhteşem yüreklerin buluştuğu, yeni dostlukların edinildiği, yeni rotaların planlandığı, dost meclisi sofralarda yeni bir frekans yarattı.
Hamsiköy’ün doğasında gerçekleşen bu etkinlik, sadece damakta değil, zihinde ve ruhta da iz bırakan bir deneyim yaşadık. İnsanları bir araya getiren, ortak bir hafıza yaratan, doğanın sunduğu bereketi paylaşmayı mümkün kılan bir bağ kurduk. Gece geldiğinde hepimiz bir ateşin etrafında beraberce şarkılar söyledik, dağlara dinlettik. Doğanın içinde, insanın özüne en yakın hâliyle kurulan bu sofranın, bu çemberin bir parçası olmak, bana yeniden hatırlattı:
Bazen en büyük lezzet, birlikte oturulan bir masanın yarattığı sıcaklıktır.
Bu yazının içimden akıp satıra düşmesinde, etkinliği düzenleyerek ilham almamı sağlayan sevgili Akif Budak ve sevgili Önder Yılmaz’a sonsuz teşekkürler.
Kim bilir belki yolunuz Hamsiköy’e düşer de dağlar size bu yolculuğu fısıldar diye. Yepyeni bir rotada ve frekansta görüşmek üzere. 😊