Yukarıdan baktığında nasıl görünüyor dünya? Ya da aşağıdan doruklara bakarken daha ötesini keşfedebilecek kadar derinliği var mı? Sonsuz bir yolculuğun tam ortasındayız şimdi. Geriye bakmak pek önerilmez. Orada belki pişmanlıklar, hüzünler, kayıplar var. Derler ki geçmişi çok kurcalama düşünme seni içine çeker. Geçmişte yaşadıklarımız, çoğu zaman içinden nasıl çıktığına bağlı olarak, yolumuza ışık tutar. Rehber olur yani. Öğrenmişsindir, hatan varsa ders çıkarmışsındır, artık farklılaşmışsındır, büyütmüştür seni… Dersini al, yoluna devam et, fazla kurcalama… Söylenmiştir hepimize, yaşımız kaç olursa olsun.

Geçmişte hep mutsuzluklar olacak değil ya. Sevinçli anlarımız, sevdiklerimizle beraber sıcacık sofralarda birbirimize sarıldığımız. İyi insanlar, yürekli insanlar, cesur, enerjisi temiz, birbirimizi beslediğimiz, bize iyi gelen insanlar… Onları almışızdır yanımıza, sarıp sarmalamışız bugüne getirmişizdir. Gelecek günlere de muhteşem bağı kaybetmeden, üstüne katarak götürmeye niyet etmişizdir. Çünkü önemsediğimiz duygular sevgi ve güvendir, tüm ilişkilerin temelinde olması gerekliliğini savunur, bu bağı kurduğumuz insanlarla birlikte olmayı dileriz.

Teleferiğin içindeyim şimdi. Ayaklarım boşlukta sallanıyor; altımda bembeyaz bir dünya, üstümde ince bir sessizlik. Kar, her şeyi örtmüş. Gürültüyü, karmaşayı, geçmişten taşınan ağırlıkları… Bazen insanın gerçekten duyabilmesi için yükseğe çıkması gerekiyor. Şöyle bir olana bitene bir bakması, biraz uzaklaşması, bakış açısını değiştirmesi gerekiyor. Yüksekten ne kadar korksan da hayat bir noktada seni korkunla yüzleştiriyor

Aşağıya bakıyorum, biraz başım dönüyor. Her şey küçük, her şey geçici görünüyor. Bir zamanlar içimi daraltan yollar, kararlar, insanlar, olaylar… Hepsi aynı manzaranın içinde erimiş. Ama anlıyorum: Özgürlük, kaçmak değil; bakış açını değiştirmek.  Ne kadar korksan da oraya bakmaktan, mideni de bulandırsa göreceğin şey gerçek. Çoğu zaman buna mı üzülmüşüm, bununla mı vaktimi öldürmüşüm, bu insanlara mı enerjimi harcamışım sorusu başından aşağıya kaynar su döker gibi dökülüverir. Utandırır kendine seni. Seni diyorum elbette çünkü her zaman kendinle hesaplaşırsın, başka kimseyle uğraşın ya da işin olmamalı. Bu olaylar, o insanlar, şu sorunlar senin tecrübe bavulunu doldurasın diye varlar. Dolmuştur artık bavula ihtiyacın da kalmaz bir yerde… Özgürleşmeyi seçersin seni aşağıya çeken, çekmeye çalışan tüm her şeyden.

Cesaret tam da burada başlıyor. Ayakların boşlukta olduğu yerde. Tutunacak bir şey yokken, kendine güvenmek zorunda kaldığın anda. Hayat bana hep şunu öğretti: konfor alanı güvenli olabilir ama asla dönüştürücü değilmiş. Değişim insanın içini ürperten yüksekliklerde olurmuş.

Kayak yapmak biraz da hayat gibi değil midir? Ne kadar kontrol etmeye çalışırsan çalış o kadar düşersin. Ne zaman akışa bırakırsan, o zaman yol seni taşıyor. Bazı virajlar sert, bazı inişler hızlı… Ama durup manzaraya takılı kalırsan ilerleyemiyorsun ki bazen de bunu yapman gerekiyordur. Kaymak için, yürümeyi değil, bırakmayı öğrenmek gerekiyor.

Peki ya aşk? O da böyle değil mi? Kendini tamamen bırakmadan yaşanmıyor. Birine yaklaşırken biraz düşmeyi göze almak gerekiyor. Kalbin boşlukta sallanıyor; tutacak bir dal yok. Tam da o sırada gerçek bağ kuruluyormuş. Aşk cesur olanları ödüllendiriyormuş, öyle söylüyorlar…

Şimdi teleferik ilerlerken içimde bir sakinlik var. Ne geçmişin ağırlığı ne geleceğin telaşı… Sadece şu an. Ayaklarım karın üzerinde değil henüz ama zihnim çoktan yol almış. Zaten yolculuk dediğimiz şey, varılacak yer değil ki; insanın kendine yaklaşma biçimi.

Bazen durmak gerekiyor, her şeyi durdurmak gerekiyor. Yüksekte, sessiz bir yerde … Aşağıya bakıp söyleyebilmek için: “Ben buradayım. Korkuyorum fakat ilerliyorum.”

Ve biliyorum ki aşağı indiğimde kar soğuk olacak ama bir o kadar da güzel olacak. Hızlanacağım, düşeceğim belki ama artık başka bir yerden bakıyorum hayata. Daha özgür. Daha sevgiyle, şükürle. Daha güzellikle. Daha cesur. Çünkü bazı yolculuklar ayakları yerden kesildiğinde başlıyor.

One thought on “Ayaklarım Boşlukta, Yolum Kendime🦌

  1. Anonim dedi ki:

    Ahh yine o güzel yazılardan bayılıyoruz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir