İnsanlar dünyaya geldiklerinden beridir ideal hayatın peşine düştüler. Kendime nasıl daha iyi bir ideal hayat kurarım, o hayatı nasıl korurum ve o hayatta nasıl ölürüm oldu dertleri. Sonuçta mükemmel ideal hayatın içinde olmakta o kişiyi ideal hayat şartlarına göre yolculamayı gerektirir.  Ölümün bile en idealini ararlar çoğu zaman.  Halbuki var mıdır ideal hayat?

Bugün bize soruldu nedir bu ideal hayat diye? Doğduk, süründük yerde sonra yürüdük, büyüdük elbet. Konuştuk konuştuk sonra daha uzun cümleler kurduk. Bir insanın cümlelerinde boğulduk ve karar verdik. Güçlü olacaktık, hiç kimsenin bizi yıkmasına, kırmasına izin vermeyecektik.  Bunu da o ideal hayat tanımını kullanarak yapacaktık Yani “mış” gibi… Çevremizi ideal hayata uygun insanlarla donatacaktık hatta donattık çoğu zaman. İçi dolu olmayan  bir tanım uğruna rol yaptık, roller yapanları buyur ettik hayatımıza belki de. Bir yaratıcı drama oyununun içinde kendimize uygun gördüğümüz pozisyonda işimiz oldu, ayaklarımızı yerden kesecek bir aşkımız oldu. Oldu, oldu,oldu… Mutlu olduk mu peki? Serin hissektik mi, içimiz yıkandı mı? O ideal hayatlarınız var mı?

Madem sordunuz bencesini anlatayım. Benim için ideal hayat yok, an’da hayat var. Bu benim içi dolu tanımım. Hayatımda hep sosyal biriyim, yanımda hep en değer verdiğim insanlar olur ve onlarla oturup konuştuğum, ağlaştığım, gülüştüğüm anlarım olur ve ben o an hissettiğim duygunun içinde olurum. Etrafımdaki o sıcacık insanlarla kuytu bir köşede dahi olsam gülerim. Çok güzel bahçelerde oturduğumuz zaman ağladığımız günleri de bilirim. Yaşadığım evin içindeki sade dekorasyonum, bitkilerim, çiçeklerim ve ailem dünyada her şeye zaten sahipmişim gibi beni mutlu eder. Ailemle, sevdiklerimle paylaştığım o güzel huzurlu anların peşindeyim.  Tek ve en değerli gerçeğin  bedenimin ve ruhumun sağlığı olduğunu bilirim.  Her yeni güne doğan güneşle şükrederim, dans ederim, gülerim. Bir yaz sabahı günü suyun içinde karşılarım, denize karışırım, güneşe uzanır enerjimi beslerim, gün sonu turuncusunu seyre dalarken açar bir Sezen dinlerim, akşama sevdiklerimle o an ne getiriyorsa onu yaparım.  Neşeli ve sevgiyi çok seven köpeklerim vardır bazen sadece onlarla koca bir gün geçiririm.  Beraber kitap okur, kahve içeriz bazen dans ederiz ki en sevdiğim anlardan biridir, en özgür. Seyahat etmeye bayılırım, yeni yerler, yeni tatlar, hep yeni insanlar tanırım bana iyi hissettirir.  Her insandan mutlaka bir şey öğrenirim hepsi tecrübe bavulundadır. Bir süre sonra bavula da ihtiyacınız olmuyor yolculukta. Denge’sinde diyor ya hani Turgut Uyar; “ Ben tam kendime göre. Ben tam dünyaya göre…”  İşte ben hep kendi halimde, ruhum ne derse, kalbim ne severse. Yüreğimle , cesaretimle, vicdanımla varım evrende. Budur hayat derim, bence. Kısaca.

İdeal hayat yok, ideal hayatın peşine düşme.  Düştükçe fazlasını isteyeceksin çünkü. O kurgu, o düşünceyle tasarlanan,  o fikir… Bir fikrin peşinden gitmeyi değil de bir anın içinde giymeyi seviyorum. Bu da böyle andan fırlayan bir anıdır şimdi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir