Gökyüzü maviliğinin şovunu yapıyor, bulunduğumuz atmosferi daha mistik yaşayabilmemiz için güneş saçlarını uzattıkça uzatıyordu, o uzandığında erişemeyeceği köşe kalmayan altın saçlarını…Yüzüm doğal allık kıvamını yakalayacak derecede allaşmış, saçlarıma, tenime güneşin altınları çoktan bulaşmıştı. Mengü’nün kumral teninin yanmaya dönüşü gözlerimin önünde iyice belirginleşiyordu. Boynundaki kurt motifli kolyenin yanından ter hızlıca akmaya dönmüş, motife değen her ter damlası kurdu daha da parlatıyordu. Olduğumuz halden ikimizde şikâyetçi değildik, yalnızca o küçük kızın birden Letoon Kutsal Alanı’nda bulunan o kutsal suya kendini sakince bırakışını seyrediyorduk. Yüzmüyor, omuzlarını da alacak şekilde suya bulanmaya çalışıyor, ara sıra suyla ellerini kollarını hatta bacaklarını sıvazlıyordu. Bir ara sadece tıpkı Leto gibi güzel saçlarını suya sokup birden o uzun saçlarını geriye fırlattı ve şifalanmasından bizde yararlandık. Şifalanma diyorum çünkü su bedenine her değdiğinde yüzü daha da çok gülüyor, daha da gevşiyordu, rahatlamıştı ya da şifalanmıştı, kim bilir…

“Ona seslenmeli miyiz, buradaki bu suya giriliyor mu? Başına bir şey gelmesin.” Dedikten sonra etrafta onu fark edecek görevli var mı diye yokluyorum. Hem tedirgin oluyorum hem de bu güzel şifalanmasına kimse el sürmesin istiyorum. Mengü’den yardım ister gibi bakışlarımı anlaması için gözlerimi iyice büyütüyorum beni duyuyor ama sanki başka bir şey düşünüyor gibi duruyordu.

“Yani bence buraya ilk defa girmiyor, düzenli olarak geliyor gibi değil mi sence de?”

“Bu su efsanede anlatıldığı gibiyse…” dedikten sonra yine uzun uzun birbirimize  bakmaya başlıyoruz. Bu defa gözlerimiz konuşmaya başlıyor. Ne kadar süre böyle kaldığımızı anlamadan ve de hesaplama ihtiyacı duymadan birden küçük kızın yanımızda belirmesiyle sözlü konuşmaya dönüyoruz.

“Merhaba güzel kız, adın ne senin?”

“Tomris adım, Merhaba. Siz kimsiniz?”

“Tanıştığıma memnun oldum güzel cesur kız Tomris. Ben de Balkın. İsminin anlamını taşıdığına eminim.” Diyorum Mengü’ye dönerek kendisini o mu tanıtır yoksa ben mi tanıtırım diye düşünürken atılıyor zaten.

“Tomris tanıştığımıza memnun olduk biz seninle. Sen hep gelir misin buraya ben seni burada ilk defa görüyorum da.” Ve birden hatırlıyorum demek uzun uzun bakarken bunu düşünüyormuş. Evet doğru ya Mengü tezi için burada çalışmalar yapıyor dolayısıyla buraya sık sık geliyor. Tomris’in az önceki halinden buraya ilk defa gelmiş olamayacağını uzun bir süre düşünmüştük.

“Hayır ilk kez gelmiyorum. İlk defa rüyamda gelmiştim sonra buraya fiziken üçüncü gelişim oluyor. Buranın sorumlusu siz misiniz?”  Tomris böyle sorduktan sonra beni bir gülme alıyor Mengü ile göz göze geliyoruz. Eee aklın yolu bir Mengü bey her yeri hakimiyetiniz altına alamazsınız. Mengü de bir kahkaha patlatıyor tabii.

“Tomris hanım tabii ki değilim buyurun sizin emrinize amade. Ben burada tezim için bir araştırma yapıyorum haliyle geliyorum, sizinle daha önceki gelişlerimde nasıl tanışamamış olmanın üzüntüsünü yaşıyorum şu an.”

“O kadar üzülmeyin lütfen Mengü bey işte tanıştık buradayım. Siz peki burayla bağlantınız ne?” diyerek bana yöneliyor. Aman Allahım küçük kızın içinden bir hanımefendi çıkıyor!  Ya da bir bilge bilemiyorum ama Tomris bizi giderek şaşırtacağa benziyor.

“Ben Muğla’ya tatile gelmiştim, sabah yüzmek için koya indiğimde Mengü ile tanıştık. Biliyor musun az önce ona sorduğun tarzda bir soru da bu sabah ben sormuştum. Seninle iyi anlaşacağız Tomris. Mengü ile arkadaşlarımı tanıştırdım ve bize bugünlük rehber oluyor o yüzden buradayız.” Dedikten sonra bir arkadaş grubumun olduğunu hatırlıyorum ve nerede olduklarını anlamak için bir etrafıma bakıyorum. Sıcaktan bunalmış olabileceklerini ve arabaya dönmüş olma ihtimallerini düşünüp Tomris’e dönüyorum.

“Hayır sadece bunun için burada değilsiniz. Neden başka antik kentlere değil de bu kutsal alana geldiğinizi bir düşünün.” Diyor ve doğru söylüyor Tomris’in hayatta yaptığımız her şeyde, olduğumuz her ortamın içinde, tanıdığımız her insanda mutlaka bir öğreti olduğuna inanan biri gibi bir hava seziyorum.

“Bahsettiğin Balkın hanımın öğretileri gibi mi ? Bugün bu iki etti de.”  Yine gülmeye başlıyor. İkimiz de dejavu gibi bir durum yaşıyoruz.

Tomris’e yaptığımız işlerden uzun uzun söz ettikten, mitolojik karakterleri değerlendirdikten sonra ki Tomris neredeyse hepsini tanıyor, bu yaşta bu kadar bilgiye nereden ulaşıyor diye düşünüyorken tam, bize nerede yaşadığını, buraya neden geldiğini anlatmaya başlıyor.

“Burası bu kutsal alanı anneannemden öğrendim. Bana masallar anlatırdı ve buradan da bu şifalı sudan da sıklıkla bahsederdi. Hep hayalimde canlandırdım. Annem ve babamın ilk ve tek çocuğu benim, çocukları olmuyormuş, anneannem bir gün ona bu bölgede şifalı bir su olduğunu tüm bedenini o suyla yıkarsa şifalanacağını ve çocuğunun olabileceğini söylemiş. Annem de gelmiş ve ben olmuşum.”

“Mengü ben de böyle bir inanış olduğunu okumuştum her yerde yazmıyor elbette ama doğru mu yani” diye soruyorum çocuksu bir neşe, şaşkınlık ve heyecanla.

“Kutsal alan olarak adlandırılmasının ilk ve önemli sebebi zaten suyu yani su kültü olması. Türk hakimiyetinden sonra bile bacakları ağrıyanların, çocuğu olmayanların geldiği şifa aradığı ve bulduğu doğrudur. Sen de bunlardan birisin Tomris bu şifanın mucizesisin. Peki sen neden bu suyla buluşuyorsun?”

“Bu efsaneyi bir masal olarak biliyordum ve bir gece rüyamda anneannem ile buraya geldiğimi gördüm. Ama yürüyemiyordum kucağındaydım. Burayı şu anki gerçeklik gibi görüyor hissediyordum. Anneanneme rüyamı anlattığımda o da bana benim çocukken çok geç yürüdüğümü ve bu su sayesinde olduğunu anlattı, o zaman daha küçüktüm. Biyolojik olarak yürümemde bir engel yoktu aslında ama anneannem bu efsaneyi bildiği için beni kucakladığı gibi buraya getirmiş. Dedim ya fiziki olarak üçüncü gelişim, sebebi ise benim burası sayesinde var oluşum, o yüzden hem teşekkür etmek için hem de yaşamım boyunca sağlıklı kalabilmem için geliyorum. Bir tür ritüel diyebilirsiniz.”

Karşımda çocuk değil de sanki bir yetişkin konuşuyor gibiydi. Şaşkınlığımı ve hayranlığımı o kadar gizleyemiyordum ki Mengü ile her göz göze gelişimde alttan alttan bana güldüğünü görebiliyordum. Bugün saatler hem inanılmaz hızlı akıyordu hem de sanki hiç bitmiyor gibiydi. Mengü ile daha bu sabah tanışmıştık ama sanki birlikte üç gün geçirmişiz gibi geliyordu bu his hoşuma gidiyordu o ne düşünüyordu bilmek de istiyordum, sormaya da çekiniyordum.

Tabii saatlerdir burada olduğumuzu Tomris’i buraya getiren beyefendi ile konuşunca anlıyoruz.

“Anneanneniz artık sizi merak ediyor küçük hanım. Gidelim mi?”

Tomris şoför ağabeysini bizimle tanıştırıyor o esnada telefonuma bakmak aklıma geliyor ve bir mesaj: “Balkın canım biz antik kent işinde sabırsız ve başarısızız. Siz Mengü ile gezin işiniz bitince arayın. Açmazsak yüzüyoruzdur.”  Gerçekten bu olana inanamıyordum hem onlarla bir yola çıkmıştım hem de şimdi onlar tarafından satılmış görünüyordum . Bu mesajı Mengü’ye okuttuğumda bana gülmekten şuralara bir yerlere bayılır diye düşünüyorum. Zaten bugün gözleri sürekli benim üzerimde, mesaja bakarken ki mimiklerime engel olamadığım için ona nasıl görünüyorum bilmiyorum.

“Ne oldu yüzün bir değişik?”

“Ya Mengü bizimkiler sıkılmış ve yüzmeye gitmiş yani anlayacağın burada kaldık.” Dememle mesajıma bakması bir oluyor. Tam tahmin ettiğim gibi Mengü yine gülüyor, ben nasıl döneceğimizi düşünüyorum, Tomris ve ağabeyi bize bakıyor.

“İsterseniz gideceğiniz yere bırakabiliriz sizi” Herhalde Tomris ile tanışma sebebimiz yalnızca bizi yolda kalmaktan kurtarmak değildir diye düşünüyorum. Artık halime gülmek istiyorum.

“Tomris canım çok naziksin fakat biz biraz uzağız geldiğimiz yere, burası Kaş’a yakın benim orada bir arkadaşım var yolu tarif etsem bizi ona bıraksanız çok makbule geçebilir.”

Kaş’ta arkadaşı olması sadece ona yarıyor ben ne yapacağım diye kara kara düşünürken Mengü bana bakıp bence halime gülüyor.

“Balkın arkadaşımdan bir araba alırız seni ben götüreceğim .”  Tüm kaygım yerini neşeli bir mahcubiyete bırakıyor ve onaylayarak gülümsüyorum.

Hep beraber arabaya biniyoruz Tomris tam bir hanımefendi gibi bizi istersek önce yemek yemeğe evlerine davet ediyor. Hava kararmadan kamp alanına dönmemiz gerektiğini nazikçe belirtiyor ve teklifini üzülerek reddetmek durumunda kalıyoruz. Mengü’nün arkadaşının evine geliyoruz, tanışıp biraz sohbet ettikten sonra Mengü’ye diğer aracını veriyor ve teşekkür edip yola çıkıyoruz. Tabii ben bu süreçte bir yandan da arkadaşlarımı teker teker arıyor, telefonlarını açmamalarının sebebinin biraz daha Mengü ile vakit geçirmemi istemiş olabilirlikleriyle ilgili olduğunu düşünüp tehdit dolu mesajlar gönderiyordum. En sonunda bir tanesine ulaşıyorum.

“Neredesiniz hepiniz aynı anda mı yüzüyorsunuz ya! Neyse ki şanslıyız bugün burada bir kızla tanıştık ve bizi Kaş’a getirdiler. Burada Mengü’nün arkadaşı varmış ondan araba aldık beni yanınıza getirecek konum atın.” Ben bu cümleleri nefes almadan söylüyorum tabi Mengü’de gülerek beni izliyor ne yapsın.  Bugün evren yanımda çünkü arkadaşımın söyledikleri bana bunu inandırıyor.

“Mengü yemek yiyorlarmış ve kamp alanını toplayıp Kaş tarafına gelmeye karar vermişler orada bir yerde olun biz yola çıkarken sizi arayacağız diyorlar.  Çok şanslıyım eee ne yapalım şimdi burayı biliyor musun?”

“Acıktık mı?”

“Yani bir şeyler yesek iyi olur.”

“O zaman yemek yemeye gidiyoruz.”

“O zaman buraya da hakimsin. Vay bee.

“E şanslısın kendin dedin.” Diyor gülüyoruz. Artık gülüşlerimiz daha tatlı, didişmelerde bile daha tatlı bir hal almaya başladık. Yolu izliyorum, arkada Güneye Giderken çalıyor, gün batımına saatler kaldı umarım güzel bir yerde uğurlarız diye içimden geçiriyorum. Rüzgâr ikimizin de saçlarını yavaş yavaş dans ettiriyor, göz göze gelmelerimiz artıyor. Bugünü, ne olduğunu, neden olduğunu daha fazla sorgulamamayı seçiyorum. Kendimi yola, şarkıya, olduğumuz ve biricik olan şu ana bırakıyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir