Her sabah uyandığından daha farklı bir enerjiyle yeni güne açmıştı ellerini, kollarını, bedenini. Sanki yüzyıllarca o bereketli toprağın altında, kendisi tarafından keşfedilmeyi bekleyen bir arkeolog heyecanıyla, antik eser keşfedeceği hissiyle atmıştı kendini yataktan. Bilge Marinay toprakla başlayan ama suyla devam eden bir karakter ruhunu temsil ediyordu. Denizi merak eden, derine inme cesaretini içinde hep taşıyan, suyun mucizevi olduğunu hisseden ve o sonsuz maviliğin içindeki sayısız canlılarla tanışabilmeyi dileyen biraz da Karadeniz kadar asi biriydi. Güzelim Karadeniz nasıl mıdır? Heyecanla taşmasıyla, dağların dumana karışmasıyla, yaylalara serilen yıldızlarla bilinmesinin yanında; seni kadim kültürüyle yoğurmanın, tarihi yaşatmanın, mitolojisine kapılmanın da bir yolunu bulur, çağırır, içine çeker. Çoğu zaman dalgalar Tanrıların nefesi gibi kıyıya vurur; her köpük kadim bir sırrı fısıldardı. Yüzeye vuran o hırçınlık asi Tanrıların öfkesi; derinliklerdeki o sessizlik ise bilgelik mağarasının sakladığı hakikatti. Bilge bu ikili doğanın kendi ruhunu yansıttığını da biliyordu. Asi, özgür ama meraklı keşif tutkunu…
Doğduğu bu toprakları seviyordu fakat hep günün birinde Ege’de yaşama hayalleri kuruyordu. Ege’de şöyle denize yakın, yeşil bahçesinde ekip biçebileceği, toprakla bütünleşebileceği, tatlı bir ev hayal ediyordu. Bahçesine kurduğu yuvarlak o eskitme masasında peyniri, üzümü, mezesi ve yarım yamalak doldurduğu şarabıyla, dünyanın en güzel gün batımını olduğu yerden seyredebildiğine şükrettiği o muazzam ana gelebilmeyi diliyordu. Tabii ki her zaman her yerde eşlikçisi olan köpeği Argos ile birlikte… Onsuz asla olmazdı. Argos’u aradı gözleri henüz yatağına gelmemişti, uyanamadı herhalde diye düşündü Bilge Marinay. Bugün hakikaten başka, daha enerjik, ayrıca daha da mutlu uyanmıştı.
Balkonuna çıktı manzarasında yeşilin tonları, begonviller, limon ağaçları ve yaydığı o huzurlu kokusu, hemen dibindeki uçsuz bucaksız maviye şöyle bir baktı, ince bir örtü gibi duran denizin ortasına doğru ilerleyen küçük bir tekne fark etti. Şükürlerini yollarken tekne içinde tanımadığı, balıkçı olduğunu düşündüğü kişiye haydi rast gelesini geçirdi içinden, onu da gönderdi. Şimdi ne güzeldir denizde olmak, hissiyle doldurdu içini ve bir derin nefes daha alıp içeri girdi. Evde bir sessizlik olduğunu fark etti ve bir müzik açtı. Her odaya farklı dans koreografileri yaparak giriyor, ev halkını gülme krizine sokarak uyandırıyordu. Bu bir ritüeldi evlerinde, herkes biliyordu. Bir gün artık bunu yapma diye söylenecek olurlarsa, Argos’un yalayarak uyandırabileceği ihtimali ev halkına hatırlatılıyor olacaktı. Mesela Bilge Marinay kendisi bunu tercih ediyordu… Ailesi köklü, şehirde tanınmış, saygın eğitimci bir aileydi. Kendisinden de bu izden devam etmesi talep ediliyor, bekleniyordu. Tıpkı dedesi gibi iyi ve yol gösteren bir öğretmen olup sonrasında okullarda müdür olarak tüm ailenin bu aydın mirasını sürdürmesini istiyordu tüm sülale. Annesi Türkçe öğretmeniydi anneannesi emekli sınıf öğretmeniydi. Öğretmenliği şevkle yapan eğitimci bir aile olarak Bilge Marinay’ın da bir okulda düz, dümdüz, aksiyonsuz öğretmenlik yapmasını arzuluyorlardı. Fakat bunun tek yolunun bu olmadığını, içinde inanılmaz bir araştırmacı ruhu taşıdığını ve isterse o yol gösterici ışığını kendi yollarıyla çok güzel aktarabileceğini bütün kararlılığıyla, neşesiyle, sevimliliğiyle anlatıyordu Bilge Marinay.
“Hadi bakalım yakışıklı beyefendi ve hanımefendiler kahvaltınızı bu sabah ben hazırladım. Güzel bir kahvaltı yapalım. Olaysız bir şekilde işimize, gücümüze koşalım bakalım. İyi miyiz?”
“Ah kızım Bilge ne mutlu sana.”
“Sen bugün yoğun musun bakalım bu ne acele yahu.”
“Her zamanki halin de keşke sofrayı kurdum deyip kaçmasan.”
Ev halkından sesler yükseliyordu. Hepsine yetecek cevabı vardı Bilge’nin fakat fakülteye gitmesi de gerekiyordu hızlıca. Bilge aile fertlerine oranla daha plansız, nerede heyecan orada o, tamamen kendisini geliştirmeye odaklı yaşamaya alışmış, yönetilmeye karşı bir karakterdi. Anneannesi ise sınıf öğretmenliği yıllarından kalsa gerek evdeki herkesi yönetmeye çalışırken, Bilge’yi de yönetemediği için genelde ona çok takılırdı. Bu süreçte ve hayatının her sürecinde ona destek olan kişi, çınar ağacı dedesiydi, en iyi de onunla anlaşırdı. Aslında anlaşamadığı çok az insan vardı Bilge’nin…
“Hem biraz yoğun olacak gibi hem de bugünün çok güzel bir enerjisi var kaçırmak istemiyorum dedeciğim. Hanımlar öpüyorum, Argos’u arada sevin bu akşam gün batımına yetişebilirsem ben çıkaracağım onu.”
Tüm fertleri öptükten sonra rüzgâr gibi evden fırladı Bilge Marinay. Bugün yapacaklarını düşünürken bir yandan da arabasını çalıştırdı, arkaya enfes bir parça açarak hayata karışmaya başladı. En sevdiği anlardan bir tanesiydi rüzgâr saçlarını uçuruyor, yol akıyor, bir yanında yeşil bir yanında mavi seyir hali inanılmaz iyi geliyordu.
Fakülteye varır varmaz hocasının odasına doğru ilerledi. Aklında yeni bir araştırmaya başlamak, onun için alan araştırmasına açılmak gibi özgür fikirleri vardı yalnızca bir sebep, bir sebebe ihtiyacı vardı. Hocasının kendisinin bu özgür ruhlu hallerini bildiğini ve sorun çıkaracağını düşünmediği için de ayrıca şimdiden beynini farklı konularla doldurmaya başlamıştı bile.
“Günaydın olsun hocam, nasılsınız bakalım?” neşeli bir girişti tam Bilge’lik bir giriş…
“Ooo günaydın Bilge’ciğim bugün daha farklı bir enerjiyle geldin hayır olsun canım benim, iyiyim seni gördüm daha iyi oldum yani. Sen nasılsın?”
“İyiyim hocam, inanın yanınıza gelmek beni hep mutlu ediyor. Ondandır.” Kaçamak bir gülüş attı Bilge Marinay.
“Yok yok sende farklı bir enerji var ne yaptın seyahat mi var?”
“Planlanmış bir yol yok aslında ama bana da pek belli olmuyor biliyorsun ki. Her an kaçabilirim, bu akşam?”
“Ah hayır canım dur bir yere gitme ihtiyacım var sana. Şu listeye bak bakalım hangi konuyu çalışmak istersin?
Bilge Marinay’a yeter ki araştırılacak konularla dolu bir sayfa ya da defter ver kendini adardı…
“Ya aslında şu kıyı ekosistemi fena fikir değil, düşünüyordum hem zaten hem de su, deniz biliyorsun bu alanlarda çalışmayı daha çok seviyorum. Derinleşirim belki, çekti beni tamam budur diyorum.”
“Ne var aklında? Sen şimdi senaryoyu kurmuşsundur.”
“Böyle bir şey değil belki ama ne zamandır böyle balıkçı kültürü deneyimlemek fikrim vardı. Denize açılmak, balıkçı hikayeleri dinlemek bu iyi oldu, evren yanımda demek. Güzel.”
Hayatın ona sunduğu her durumda, kesinlikle ona öğretilen bir bilgi olduğunu bilir, gelene de gelmeyene de hayır vardır gözüyle bakar. Kaybettiği bir şey yoktur ona göre kazanıyordur, kazandığı her şeye de şükrederek ilerler. Kötü bir durum yaşadığında iyiyi görebilmek, iyi kalabilmek, bu bilinçle devam edebilmek duygusunun da ona güç verdiğini düşünür. Her şeye rağmen iyi tarafta olabilmek penceresi… Kim bilir bu araştırma ona nasıl bir pencere açacak, onu nasıl bir yolculuğa sürükleyecek heyecanıyla hocanın odasından çıktı.
Günlük işlerini tamamladıktan sonra gün batımına ve Argos’a yetişmek için yola çıktı. Fakülteden evine dönerken deniz sağ tarafta kalıyordu, sol şeritten fırtına gibi gitmek, giderken denize doğru bakmak onun için tam niyet anı gibiydi. Gözüne birkaç tane de balıkçı barınağı kestirmişti, yarından tezi yoktu hepsini ziyaret edecekti. Yepyeni bir maceraya atılmanın heyecanıyla kendini yola bıraktı.
Argos’u kaptığı gibi yürüyüşe çıktı Bilge Marinay. Benekli ve neşeli, üstelik çevik, asil, fazlasıyla duygusal ve empatik yakışıklı bir köpeği olduğu için, onu bulduğu için, Argous’un kendisini seçtiği için, her gün yaratıcıya dualar, şükürler ediyordu. Evet Argos konuşmuyordu ama konuşuyordu da… En iyi sırdaşıydı Argos sahici bir koruyucuydu. Ona geldiğinde yaşlıydı, bilge bir köpek olduğunu düşündü, sadıktı… Bilge Marinay’a Homeros’un Odysseia’ destanındaki, Odysseus’un sadık köpeği Argos’u anımsattığı için ona bu ismi verdi. Sonsuza dek sahibinin anlattıklarını sır gibi saklardı, onun üzgünlüğünü hisseder kucağından bir an olsun inmezdi, neşesini de fark eder Bilge Marinay ile neşelenir, onunla danslar ederdi.
Güzel ve keyifli bir akşam yemeğinin ardından balkonuna çekildi Bilge Marinay, bilgisayarını kucağına aldı, arkaya hafif tınıda bir müzik açtı, kupasında kahvesi, aklında o çok arzuladığı denizi ve yeni bir araştırmaya çıkacağı için hissettiği heyecan ile geceyi sonlandırmayı hayal etti. Bu araştırmanın hayatında ona neler sunacağından habersizdi.