Tarihte gezmek hissi size ne ifade ediyor?  Tarihte yolculuk yapmak isterseniz ne yapardınız? Herkesin kendine göre yöntemi vardır elbette. Bugün burada size kendi yöntemimden bahsedeceğim. Hazırsanız bir Begoviçsel Rota geliyor.

Hepimizin bulunduğunda kendini iyi hissettiren, tarihte yolculuk yapmayı en sevdiği atmosfer vardır, benim o atmosferim Pera Palas. Dışardan baktığınızda sizi içeri çağıran içeri adımınızı attığınız anda tarihe dayanan gizemli ihtişamıyla sizi sarıp sarmalayan, üzerine kitaplar ve dizilerin çalışıldığı o mistik atmosfer. Mistik atmosfer diyorum çünkü Pera Palas’ın hala merak uyandıran o efsanesini hepimiz biliriz. Efsane şu ki; çocukluğumda sık sık okuduğum bir yazar olan Agatha Christie’nin 1926 yılında bu otelde kaldığı bir odada 11 gün boyunca kayıp olduğudur. Ünlü yazar yaşamını yitirdikten sonra bir medyum tarafından bir iddia ortaya atılır. Bu iddia yazarın 11 günlük kayıp olduğu sürecin detaylarının sırrının bir oda anahtarında gizli olduğudur. Hala merak uyandıran bu durumun gerçekliğine olan inanma durumunu siz okurlarıma bırakıyorum. Bana gelecek olursanız kimine uydurma, kimine efsane, kimine gerçek gelirken ben bu olayın hakikaten yaşanıp yaşanmadığından çok; o anın ne kadar büyülü olduğuyla ilgiliyim. Yaşanmış olduğunu varsayarsak bu olayın hem mucizevi olduğunu bunu yaşayan sevgili yazarımızın da ne kadar şanslı olduğunu düşünmekteyim.  Kim bilir hepimiz belki bir yerlerde birkaç saniyeliğine, saatliğine ya da günlüğüne kayboluyoruzdur. İçini sadece bizim bildiğimiz, gerçekliğini yalnızca bizim hissedip kavrayabildiğimiz…

Tarihte dolaşmak istersem eğer mekanı seçtiğimi belirtmeliyim. İstanbul’a ne zaman gelsem ayaklarım beni Pera’ya götürür. Pera Palas tarih boyunca dönemin ünlü sanatçılarını ve siyasilerini ağırlamıştır. Beni de buraya en çok çeken bir diğer ve en önemli sebep Atatürk’ün de belli bir süre bu atmosferin içinde dolaşmasıdır. Mekanların her zaman ruhu olduğuna inanan biri olarak otelin içinde odasını dolaşırken birden Ata’mın o zamanda yaşadığı, soluk aldığı o ana gidebilirim diyebilirim. Bu anın çok kıymetli, heyecanlı bir tüyler ürperticiliği hissi olduğunu ve bazen bunu hissedebilen biri olabildiğime şükrederim.

Zamansızlık, zamanda yolculuk gibi kavramlar benim için çok derin konular olmuştur. Kitaplar, şarkılar, diziler ve filmler bunun bir aracıdır elbette fakat dilediğim an dilediğim yerde o yolculuğa çıkabilmeyi başaran şanslı insanlardan biri olduğumun bilincindeyim. Dijital bir platformda seyrettiğimiz Pera Palas’ta Gece Yarısı dizi serisinde bir anahtar aracılığıyla başroller diledikleri yıllarda yolculuk yapıyor, belli olaylara karışıyorlardı. Kurmaca ya bazen gerçek olmasını diliyor insan… Bir anahtar ile dilediğim zamana gidip, etkileyici olaylarda bir izim olabilmesini, bugün bu zamanda bulamadığım ve “nerede o eski aşklar” dediğim aşkı yaşamayı çok isterdim. Zamanda yolculuk yaparak Ata’sına sarılan, tarihe geçen olaylarda iz bırakan, zamansız aşkını bulan ve onu farklı zamanlarda yaşayan Esra karakteri şanslı bir kurmaca karakter. Bugün hangimiz istemeyiz?

Otelin içinde gezinirken, koridorlarda yanından farklı bir zamandan gelenin silüetine rastlarken,  Kubbeli Salonu’nda içlerinde Atatürk’ün de bulunduğu birçok yazarın, oyuncunun, sanatçının, film yönetmeninin de katılmış olduğu bir baloyu hayal ederken, Orient Bar’ında ferah içeceğini yudumlarken hafifçe gözlerimizi kapattığımızda da yapmıyor muyuz geçmişe yolculuk? Anahtar belki de sizsiniz, hayal gücünüz…

Pera Palas’a henüz gitmeyen belki bu yazı sizde merak uyandırdıysa diye, yakın zamanda bir rota belirlerken incelemek istersiniz diye kaynakça niyetine aşağıya bir not bırakıyorum. Size bu satırları yazarken kulağımda Last Dance in Paris parçasını ağırlıyorum. 🙂

https://l24.im/TIfdJ3i

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir