Derin denizin içindeyim. Gözümü her açışımda tuzunun gözümü yakmasından anlıyorum bunu, her nefes verişimde baloncukları seyrediyorum. Düşünmeye başladığımda suyun içinde yaptığım her yavaş hareket gibi böyle ağır hissettiriyor. Yukarı baktığımda ışığın geldiğini görüyorum, o ışığın suya karışmasını umursuyorum. En karanlık yerlere dahi ulaştığını, aydınlattığını düşünüyorum. Böyle derinlere sakladığınız bir şeyi, birini dahi incecik bir ışık süzmesinin birden görünür kılabileceğini düşündünüz mü hiç? Bir şey onun dehlizlerinizde olduğunu hissediyor ve ışık tutuyormuş gibi, aydınlatıyormuş gibi, gün yüzüne çıkarıyormuş gibi…
Daha derinde ne var merakı yüzmemi destekliyor. Bu merak yüzünden gelmiyor mu başımıza çoğu şey? Ama şunu önemsiyorum: Eğer derinde gerçekten hissettiğim gibi bir şey varsa o merakın peşine boşuna düşmüyorum, o beni çağırıyor, onu bulmamı istiyor, öğrenmemi sağlıyor. Boşuna değil içimi gıdıklayan o his, gerçek ve tesadüf hiç değil. Olacak olan oluyor…
Yüzmeseydim, inmeseydim aşağıya bilemeyecektim, o bildiğim şeye göre atıyorum kulacımı artık. Öğrendim neyin hakikat olduğunu ve bunu ilk an öğrenmek yüzme bilmeden denizin ortasına düşmek gibi.
Can yeleğiniz yok, simidiniz bile yok hem de ayağınız da değmiyor, derin bir denizin tam ortası gibi hayatın gerçeklerine dalmak. Can sıkıcı, nefesini kontrol edebilmen gerek birden boğulup yok olmak da var yoksa ne kadar güçlü olduğunun sınavı mıdır tam o an. Tek sınavın sen ve nefesin ya da suda durabilmek için nasıl çırpındığın değil. Suyun derinliklerindeki o hayatta türlü türlü tehlike var. Köpek balıkları var, bedenine değerse canını çok acıtacak deniz kestanesi var, sana yapışacak ve yakacak deniz anaları var ve karanlık en dipte kestiremediğin, seni içine çekmesinden korktuğun bir karanlık var ama bir o kadar da merak ettiğin… Ve henüz bilmiyorsun yüzmeyi fakat düştün suya yüzmen lazım, çözmen lazım.
Şimdi biraz bacaklarını dengeli çırpıyorsun böylece suyu keşfediyorsun. Kulaçlarını da daha bilerek atıyorsun ve ilerliyorsun. Hem biraz derine iniyorsun hem de aydınlığı fark edecek kadar yüzeye çıkıyorsun ama alıştın sudan da çıkmak gelmiyor içinden, suya karışmak, suda kaybolmak hissi ilk düştüğün anki kadar değil şimdi. Suya düşmendeki sebep yüzmeyi öğrenmen içindi düşmeden öğrenemezsin suda hayatta bunu böyle öğretir.
Derin şimdi daha da cazip geliyor, indikçe inmek istiyorum karanlık korkutmuyor artık. Ve baştaki merak duygum, beni aşağıya çeken şey kalbimi heyecanlandırdığı gibi kırabiliyor da, umutlandırıyor ve hayal kırıklığı da yaşatıyor, önce üzüyorsa indikçe orada aslında mutlu edebilecek bir şey de bulabilmemi sağlıyor. Korkutuyor ama sonra bunun yersiz olduğunu da gösteriyor. Mutlu ediyorsa bir yanında mutsuzluk da sunabiliyor. Her şey böyle olmuyor mu zaten? Her duygu bir gün zıddıyla seni tanıştırabiliyor, hiç beklemediğin yerden sezinlemediğin bir anda… İnsan, mükemmel gibi görünen birinin birden felaketini görüyorsun, tehlikeli sandığın birinin aslında sana birden güven limanlarını sunabileceğini fark ediyorsun.
Derin denizler, derin insanlar, derin duygular sen yüzmeyi bilmeden sana geliyor, sen öğren diye, derine in diye. Gelişinin sebebi var sana derini öğretmek, belki seninle kalmak ya da öğretip gitmek gibi… İçini gıdıklıyorsa bir his aydınlığını da al kalbine derine in.
Derin deniz, daha başlığından çekmeye başladı bike okumadan kendini.. ilhamın olsun canım Begüm ✨
Uzun zamandır takipteyim, kaleminize sağlık.